Uzman Sosyolog Ayşenur ÇETİNER
2026 yılının Şubat ayını geride bırakıp, baharın ve dayanışmanın simgesi olan Mart ayına girerken, zihnimizde tek bir soru var: Kutlayacak mıyız, yoksa yine yas mı tutacağız? 2025 yılını, Türkiye tarihinin en ağır kadın cinayeti bilançolarından biriyle kapattık. Bugün, 2026 Şubat sonu verileri ise bize şiddetin sadece biçim değiştirdiğini, dijital takip ve psikolojik baskıyla evlerimizin içine kadar sızdığını gösteriyor.
"Cinnet" Değil, Sistematik Bir Tahakküm
Toplum olarak en büyük hatamız, bu cinayetleri "cinnet getirdi", "kıskançlık krizine girdi" gibi bireysel duygularla rasyonalize etmektir. Bir sosyolog gözüyle baktığımızda; bu eylemler anlık bir öfke patlaması değil, erkeğin kadın üzerindeki "sahiplik" ve "denetim" arzusunun patolojik bir sonucudur. 2026 yılındaki vakaların %70’inden fazlasının, kadının kendi hayatı hakkında karar verme iradesi (boşanma, çalışma, sosyal çevresini belirleme) sonrasında gerçekleşmesi, meselenin bir "erkeklik krizi" olduğunu kanıtlıyor.
İzmir’in Çatlak Modernizmi
İzmir, "kadın şehri" imajıyla bilinse de, 2025 yılından bu yana kentimizdeki şüpheli kadın ölümlerindeki artış ürkütücü boyutlara ulaştı. Kentsel dönüşümle birlikte zayıflayan mahalle denetimi ve komşuluk ilişkileri, şiddeti "sessizleşen duvarların" ardına hapsetti. Özellikle Konak, Buca ve Karabağlar hattında yoğunlaşan vakalar, ekonomik stresin ve toplumsal anominin (kuralsızlığın) bedelini yine kadınların ödediğini gösteriyor.
8 Mart: Bir Kutlama mı, Bir Karşı Duruş mu?
Önümüzdeki 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, sadece çiçeklerle kutlanacak bir gün değil; kaybedilen canların hesabının sorulduğu bir "toplumsal yüzleşme" günüdür. 1857’de New York’ta başlayan o direniş ruhu, bugün İzmir’in meydanlarında "yaşamak istiyoruz" çığlığıyla yankılanıyor. 2026 yılında hala temel hak olan "yaşam hakkını" savunmak zorunda kalmamız, toplumsal bir gerilemenin işaretidir. 8 Mart, kadını sadece "aile içindeki rolüyle" (anne, eş, kardeş) tanımlayan zihniyete karşı, kadının "birey" olduğunu haykırmak için en güçlü kürsüdür.
Çözüm: Kağıt Üstünde Değil, Sahada Adalet
Şubat 2026 itibarıyla ihtiyacımız olan şey, yeni vaatler değil, mevcut yasaların (6284 sayılı kanun gibi) tavizsiz uygulanmasıdır.
- Cezasızlık Algısının Yıkılması: "İyi hal indirimi" gibi pratiklerin sosyolojik olarak şiddeti teşvik ettiği artık kabul edilmelidir.
- Dijital ve Psikolojik Şiddet Takibi: 2026’nın yeni nesil şiddet türü olan siber zorbalığa karşı acil eylem planları devreye sokulmalıdır.
8 Mart'a sayılı günler kala, İzmir'den yükselen bu sesin tüm Türkiye’de yankılanmasını diliyorum. Kadın cinayetleri bir kader değil, önlenebilir bir toplumsal krizdir. Unutmayalım ki; bir toplumun gelişmişlik düzeyi, o toplumdaki kadınların gece sokağa çıktığında hissettiği güven duygusuyla ölçülür.
Yorumlar
Kalan Karakter: