Adliye koridorlarında, cezaevi görüş odalarında ya da bir avukatla yapılan kısa bir telefon konuşmasının sonunda çoğu insan aynı cümleyi duyar: “Karar kesinleşmiş, artık yapılacak bir şey yok.” Bu cümle, yalnızca hukuki bir durumu anlatmaz; aynı zamanda umudun bittiği, dosyanın kapandığı ve artık kimsenin bu kararla ilgilenmeyeceği hissini de beraberinde getirir. Oysa hukuk, her zaman bu kadar keskin çizgilerle ilerlemez. Kesinleşmiş bir ceza, çoğu zaman bir son gibi algılansa da, bazı durumlarda aslında doğru soruların sorulması gereken bir başlangıç noktasıdır.
Kesinleşme kavramı, halk arasında sıkça yanlış anlaşılır. Bir kararın kesinleşmesi, onun artık olağan kanun yollarına —yani istinaf ve temyize— kapandığı anlamına gelir. Ancak bu durum, kararın mutlaka doğru olduğu ya da her ihtimalin tüketildiği anlamına gelmez. Çünkü hukuk sistemi, açık hatalar, sonradan ortaya çıkan gerçekler ve ağır adaletsizlikler için istisnai de olsa bazı kapıları özellikle açık bırakmıştır. Bu kapıların hangisinin kullanılabileceği ise dosyanın nasıl kesinleştiğine göre değişir.
Bu nedenle önce şu ayrımı yapmak gerekir: Karar istinaf ve temyizden geçerek mi kesinleşti, yoksa bu aşamalara hiç gitmeden mi kesinleşti? Çünkü cevap, izlenecek yolun da anahtarıdır.
İstinaf ve Temyizden Geçmiş Dosyalar
Bir dosyanın hem istinaf incelemesinden geçip hem de Yargıtay tarafından onanması, çoğu kişide “artık tartışacak bir şey kalmadı” düşüncesini yaratır. “Üç ayrı mahkeme baktıysa, demek ki doğrudur” denir. Ancak hukukta nicelik her zaman nitelik anlamına gelmez. Aynı dosya, aynı bakış açısıyla ve aynı hatayla defalarca incelenmiş olabilir. Özellikle dosyanın temelinde yanlış bir hukuki değerlendirme varsa, bu hata üst mahkemelere de taşınmış olabilir.
İşte bu noktada Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308 ve 308/A maddeleri devreye girer. Eğer Yargıtay’ın verdiği karar açık bir hukuka aykırılık içeriyorsa, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bu karara itiraz edebilir. Bu yol, herkesin her dosyada başvurabileceği bir mekanizma değildir; daha çok bariz ve ağır hatalar için öngörülmüştür. Ancak varlığı bile şunu kabul eder: Yargıtay kararları da tartışılmaz değildir.
Uygulamada sıkça karşılaşılan örneklerden biri şudur: Zamanaşımı süresi dolmuş bir dosyada mahkûmiyet onanmış ya da suçun kanuni unsurları tam olarak oluşmadığı hâlde ceza verilmiştir. Bu gibi durumlarda yapılan başvurular, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yolunu kullanmasına zemin hazırlayabilir. Kısacası bu yol, “sistem kendi hatasını fark ederse, kendini düzeltebilir” düşüncesinin ürünüdür.
Bunun yanında, yargılamanın yenilenmesi müessesesi, istinaf ve temyizden geçmiş dosyalar için de geçerlidir. Ancak burada kritik nokta şudur: Yeniden yargılama, “ben bu kararı beğenmedim” demekle olmaz. Sonradan ortaya çıkan ve kararın sonucunu etkileyebilecek nitelikte yeni bir delil, yalan tanıklık, sahte belge ya da aynı olayla ilgili çelişkili kararlar bulunmalıdır.
Somut bir örnekle anlatmak gerekirse; bir kişi yalnızca tanık beyanına dayanılarak mahkûm edilmiş ve cezası kesinleşmiş olabilir. Ancak daha sonra tanığın yalan söylediği başka bir dosyada ortaya çıkarsa ya da olay anına ilişkin kamera kaydı sonradan bulunursa, hukuk “kesinleşti” demekle yetinmez. Çünkü artık şu soru sorulmalıdır: Mahkeme bu bilgiyi başta bilseydi, yine aynı kararı verir miydi? Eğer cevap hayırsa, dosya yeniden açılabilir.
İstinaf ve Temyizden Geçmeden Kesinleşen Dosyalar
Bir de Yargıtay’a hiç gitmeden kesinleşen dosyalar vardır. Genellikle kısa süreli hapis cezaları, adli para cezaları ya da bazı hakaret ve basit yaralama suçları bu gruba girer. Bu dosyalar çoğu zaman hızlı ilerler ve kişi ne olduğunu anlamadan karar kesinleşir. İşte bu durum, vatandaşta daha derin bir adaletsizlik hissi yaratır; çünkü karar “üst mahkeme tarafından hiç incelenmemiştir.”
Ancak bu dosyalar için de hukuk tamamen susmaz. Yargılamanın yenilenmesi, bu tür kararlar açısından da mümkündür. Örneğin yalnızca karşı tarafın beyanına dayanılarak verilen bir hakaret cezasında, olay anında orada bulunan tanıkların hiç dinlenmediği ya da mesajlaşma kayıtlarının dosyaya girmediği sonradan ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlarda, kesinleşmiş olsa bile karar yeniden tartışmaya açılabilir.
Bu dosyalar açısından bir diğer önemli yol ise kanun yararına bozmadır. Bu yol, doğrudan bireyin başvurusu üzerine işlemez; daha çok hukukun genel yararını korumayı amaçlar. Eğer mahkeme açıkça yanlış bir kanun maddesi uygulamışsa ya da bariz bir usul hatası yapmışsa ve artık olağan kanun yolları kapalıysa, Adalet Bakanlığı devreye girerek dosyayı Yargıtay’a taşıyabilir. Amaç, yanlış bir kararın emsal hâline gelmesini engellemektir. Her zaman sanık lehine sonuç doğurmasa da, özellikle ağır hukuka aykırılıklarda hayati bir güvence işlevi görür.
Kesinleşmiş bir ceza elbette hafife alınacak bir mesele değildir. Ancak “kesinleşti” denildiği anda dosyayı tamamen bir kenara bırakmak da çoğu zaman telafisi zor sonuçlar doğurur. Bu nedenle herkesin kendisine şu soruları sorması gerekir: Bu dosya gerçekten doğru incelendi mi? Açık bir hata gözden kaçmış olabilir mi? Sonradan ortaya çıkan ve kararı değiştirebilecek bir gerçek var mı?
Unutulmamalıdır ki hukuk, her zaman hızlı işlemeyebilir ama adaletsizliğe karşı tamamen sessiz de kalmaz. Bazen geç konuşur, bazen istisnai yollarla konuşur ama doğru zamanda doğru yerden bakıldığında, kesinleşmiş denilen kararlar bile yeniden tartışılabilir.
Yorumlar
Kalan Karakter: