Tuna Büyükşahin
Günlerdir ülkemizin yanı başında bir savaş var. Bizler , TV başında bu insanlık suçu olan savaşı izliyoruz. Hem de ne izleme; Hangi ekrana bakarsak bakalım. Askere gitmemek için rapor alan, hatta sahte rapor alan, bedelli askerlik yapan ya da askerliğini yapmış olanların çok derin yorumları ile. Gülmekle ağlamak arasında, çocuk kadın genç hedef gözetmeden ülkeden ülkeye atılan füzeler patlıyor, ekranlarda toz duman, yükselen alevler, ağlayan kaçan insanlar ve savaşların masum kurbanları. Hitler ve Musollini'den, ikinci dünya savaşından sonra, "Artık dünyaya bir Hitler bir Mussolini gelmez diyenler, Trump ve Netanyahu gibi çılgınların petrol savaşlarını "ne olacak?" kaygısıyla dizi film izler gibi izliyoruz.
Ülkemizin yanıbaşında ki bu sıcak saatler de, iktidar da muhalefette bu çirkin savaşı dikkatle izliyor, topluma mesajlarını dikkatle seçerek veriyor. Tabii, her musibetten nemalanmak isteyenlerin varlığını da inkar etmemek gerekir. Özellikle, ekran ve sosyal medya da var olmayı, yaşamda var olmak diye kabullenmişleri. Yılların gazetecisi çıkıp, "Emekli ABD'li general dedi ki sıra Türkiye'de, ben de dedim ki geleceğiniz varsa göreceğiniz var" yani 80'nine merdiven dayamış iki kişi birbirinin gıyabında "geliyoruz, gel" diye sokak jargonu ile savaşı yorumluyor, savaşın masum kurbanlarınin görüntülerini izlerken. Bir ekran da Astrolog savaş yorumluyor. Sanki topluma "gerçeği boş verin, sizler biz yönetenler ne derse onunla yetinin" talimatı alınmış.
Ve, bu kirli savaşın gölgesinde, Altın uçtu, dolar uçtu uçacak hesapları yapılıyor, her dört kişiden biri, beklenmedik bir masrafı, örneğin bir hastalık için yapması gereken masrafı yapamıyor, borç hanesine yeni rakamlar ekliyor. Emekliler günlerdir "Bayram ikramiyesi kaç lira olacak" sorusu ile uyuyup uyanıyor. Ve, her şeye para bulan iktidar, "gidermiz çok, ikramiye de artış yok, alın 4 bin lirayı" diyor. Yükselen protesto seslerine "ekrana bak savaş var savaş" diyor,sanki 24 yıllık iktidarın her günü savaş varmış gibi...
Savaşı değerlendirmeyi gerçek uzmanlarına bırakıp, kendi ülkemizin en büyük sorunlarından biri olan ekonomiye, toplumsal barışa, eğitim sorunlarına baktığımız zaman da karşımıza çıkan gerçekler savaş kadar can yakıcı.
Kışın en sert günlerini yaşadığımız bu günlerde, resmi verilere göre; ülke nüfusunun yüzde 19,6’sı evini ısıtamıyor. Yüzde 27,9’u yetersiz izolasyon nedeniyle ısınma sorunu yaşıyor. Enerji yoksulluğu artık ayrıcalık değil, olağan bir yaşam şekli. Nüfusun yüzde 28,8’i sızdıran çatı, nemli duvar ve çürümüş pencere çerçeveleriyle yaşıyor. Yüzde 58’i eskimiş mobilyasını yenileyemiyor. Artık orta sınıf bile her geçen gün eriyor. Alım gücü dibe vurdukca, bu oranlar ne kadar gizlenmek istese de artık mızrak çuvala sığmıyor. Aslında yoksulluk denince akla gelen sadece parasızlık, gelir düşüklüğü değil. Duvarı küf kokan sağlıksız ev, akciğer kapasitesini düşüren kirli hava, battaniyeyle yaşanan soğuk oda, baklagilin bile hesapla alındığı eksik beslenmekte yoksulluktur. İnsan bedenin zayıflaması, psikolojik yıpranma, yaşam kalitesinin her gün düşmesi bedelini halkın ödediği bir gerçektir.
Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi BİSAM, Açlık ve Yoksulluk Sınırı Ocak 2026 Dönem Raporu’nda veriler incelendiğinde, bu yoksulluk tablosu daha net ortaya çıkıyor. Dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için aylık 31.296 lira gerekiyor. Bu, yalnızca mutfak gideri. Yoksulluk sınırı ise 102.812 lira. Günlük gıda harcaması 1.043 lirayı aşmış durumda. 15-18 yaş arası bir gencin aylık sağlıklı beslenme maliyeti ise 8.725 lira. Bir yetişkin erkek için 8.470, bir yetişkin kadın için 8.216, 4-6 yaş arası bir çocuk için 5.885 lira. Bu rakamlar sadece gıda için. Yani bu rakamlara kira, zorunlu faturalar, okul servis ücreti, kitap, ulaşım gibi zorunlu giderler yok.
Bu verilere bu tabloya baktığımız Aman görünen yoksulluk değil, açlık! Ve bu tabloya “doğal” diyecek bir kişi var m? Düşünmek bile endişe verici.
Ülkemiz gerçeklerine bakıp, milyonlarca insanın soğuk evlerde yaşadığını, çocukların yetersiz beslendiğini, gençlerin gelecek kaygısı ile acı ama ülkesinden başka bir ülkede yaşam kurmanın yollarını araması, emeklilerin ikinci bir iş arayışında olması gibi sorunlara çözüm bulması gereken iktidarın, sorunlara örtü olarak kullandığı, muhalefet belediye başkanlarına yönelik operasyonlar, operasyonları protesto edenlere sert müdahale, mesleği gereği haber yapan gazetecilerin tutuklanması ve yıllardır, "Laikliğe hakaret eden, Şeriat çığlığı atanlara karşı "Laikliğe sahip çıkanlara" soruşturma üstüne soruşturma açma adımları her gün artıyor.
Özetlemek gerekirse, sınırlarımızın ötesinde, ABD ve İsrail'in başlatıp sürdürdüğü çirkin bir savaş var. Unutmamak gerekir, savaş ölümdür, savaş yıkım, savaş kendini dünyanın jandarması olarak gören ülkelerin yeraltı kaynaklarını paylaşım adımlarıdır. Ülkemizde ise iktidarı kaybetmeme, sorunları çözeceğini vadederek seçimle iktidara gelme adımları atan muhalefetin siyasi mücadelesi. Burada kararı verecek olan hiç kuşkusuz TC vatandaşı olan, seçme seçilme hakkını kullanmayı bekleyen milyonlar.
Yaşamsal tüm sorunlar artık çözülemez bir düğüm haline gelmişken, 24 yıllık iktidar ve ortaklarının bundan kendisini sorumlu tutmayıp, "Gözün üstünde kaş var" diyerek muhalefeti sindirme susturma adımlarına teslim olmak mı? Muhalefetin "Ya hep beraber ya hiç birimiz" çağrısına ses olmak mı? Karar, 86 milyonun...
Yorumlar
Kalan Karakter: