Mart ayı, cemrelerin düşmesiyle birlikte yalnızca doğayı değil, insanın kalbini, ruhunu, mutluluk duygularınıda uyandırır. Havaya düşen ilk cemreyle rüzgâr yumuşar, bulutlardaki yağmur damlaları ısınır, kalplerdeki karlar, buzlar erir ve yerini aşka sevdaya bırakır. Suya düşen ikinci cemreyle denizde dalgalar dinginleşir, yakamozlar ışıl ışıl dans eder, akarsular daha bir coşkulu aşkla akar. Toprağa düşen üçüncü cemreyle papatyalar, güller, nergisler ve kalplerde aşklar uyanır. Mart ayıyla gelen bahar, yeniden doğuşun, uyanışın, umudun ve aşkların en güzel mevsimidir. İşte bu yüzden Mart, bir destanın başlangıcıdır.
Marteniçka geleneği, Balkanlardan Anadolu’ya taşınan kırmızı-beyaz iplerle baharın gelişini kutlar. Kırmızı, tutkuyu, yaşamın coşkusunu ve aşkı; beyaz ise saflığı, huzuru ve mutluluğu anlatır. İnsanlar bu ipleri bileklerine bağlarken dilekler tutar: kimisi sağlık, kimisi bolluk, kimisi de aşk diler. Baharın ipleri, kalplerin birbirine bağlanışını simgeler. Aslında pamuk ipliğine bağlı denilen aşklar o bahseilen bağlarda bununla ilgilidir. Halk dilinde çok güzel de bir tabir vardır " Aşkınız pamuk ipliğiyle mi bağlı" gibi.
Rivayet edilir ki, İzmir kordonda çok eski zamanlarda Eleni; denizin kenarında, kayaların üzerinde oturup, dalgaların gelgit sesleri arasinda martıların kanat çırpışını izlerken, Mehmet elinde Marteniçka ipiyle yanına yaklaşır. O an, baharın ilk nefesi gibi kalplerine sıcacık bir aşk akar.
Mehmet Marteniçkayı Eleniye, Eleni de boynundaki Kırmızı Beyaz fularını Mehmet'e verir ve büyük aşkları başlar.
İlk cemre havaya düşerken, büyük aşkta Eleni ve Mehmet'in kalbine düşmüştür. Bahar meltemlerinin kalbi okşayan nağmeleri onların kalplerini birbirine sımsıkı bağlamıştır bile ilk görüşte.
İkinci cemre suya düşerken, Eleni ile Mehmet deniz kıyısında birbirlerine söz verirler. “ Bundan sonra bütün mevsimler, baharlar, ve Marteniçka aşkları bizimle olsun,” derler ve sarılıp mutluluktan uçarlar. Denizde dalga sesleri, gökyüzünde bulutlar, kuşlar ve bütün kainat onların aşklarına şahitlik ederler. Gökyüzünde kocaman bir Gökkuşağı belirir ufuklardan, tam üstlerinden geçen bir Gökkuşağı, çok ilginçtir ki renkleri sadece Kırmızı Beyaz ve üzerinde "
Eleni ve Mehmet'in Aşkı"yazar. Bu söz ve aşk baharın kendisi kadar saf, rengarenk, çok güçlü ve sonsuzdur.
Üçüncü cemre toprağa düşerken; Çiçekler açar, nergisler bahçeleri süsler. Eleni’nin bileğinde Kırmızı Beyaz ip, Mehmet’in bileğinde Kırmızı Beyaz fular vardır. Renkler kalpleri birbirine bağladığında, aşkları da bir destana dönüşür. Onların yeminleri, Marteniçka’nın Renkleri ve ipleri gibi çözülmez bir bağ olur.
Baharın ortasında, martıların kanat sesleriyle, açan bahar çiçeklerinin kokusuyla, güneşin sıcaklığıyla kavuşurlar tutkulu aşıklar. Eleni ile Mehmet’in aşkı, yalnızca iki kalbin değil, iki kültürün de birleşmesidir. Onların ölümsüz aşkı, baharın destanı olarak dilden dile aktarılır.
Bugün hâlâ Ege denizi kıyılarında bu büyük aşk konuşulur,
“Aşkınız Marteniçka gibi olsun” derler, “birbirinize hem coşku hem huzur hem sonsuz mutlulukla ölümsüz aşklar verin.” Çünkü bahar yalnızca doğanın değil, kalplerin, sevginin, heyecanın ve aşkların da tazelenip yeniden doğuşudur. Eleni ile Mehmet’in aşkı, cemreler gibi kalplere düşen sıcacık mutlu bir aşk, baharın destansı bir hatırası oldu.
Mart ayı hoş geldi; cemreler düştü, bahar geldi, aşklar tazelendi, sevgiler tekrar yeşerdi. Marteniçka’nın Renkleri, Gökkuşağı ve İpleri gibi hayatımız birbirine kenetlendi; Kırmızıyla tutkulu aşkları, beyazla huzuru, mutluluğu getirdi. Bahar, yalnızca doğayı değil, insanın içindeki unutulmuş sevgiyi, aşkı, huzuru, mutluluğu da uyandırdı.
Şimdi gökyüzüne sizde bir bakın, kimbilir; belki üstünüzde Kırmızı Beyaz bir Gökkuşağı ve üzerinde de sizin aşkınız yazıyordur kalp gözünüzle görebilirsiniz sadece, saf ve temiz kalplerle.
Hoşgeldin MARTENİÇKAM Hoşgeldin AŞKIM...
Yorumlar
Kalan Karakter: