"Dolunay ne kadar güzel görünüyor bu gece. Bence şimdiye kadar aldığı en güzel hal. Dolunayda yaşayan bir peri, gelse bulsa aniden beni, dileklerimi dinlese, hepsini gerçek eylese. Bu tekerlemeyi çok sevdim. Hatta bu tekerlemeyi söyleyerek dans edeceğim bu mezarlıkta. Mezarlıkta yapılacak en güzel şey, hele bir de karanlıksa, dans edip şarkı söylemektir. Yoksa görünmeyen varlıklar aklını sarmalar, çıkamazsın işin içinden, zihnin bulanır aniden." dedi 18 yaşındaki Berkan. Berkan çok yakışıklı, mavi gözlü, siyah saçlı, hokka burunlu, köfte dudaklı bir gençti ve mezarlıkta doğum gününü kutluyordu tek başına. Annesi ve babası yoktu. Bu hiçbir zaman aşılamayacak bir travma gibi gelmezdi gözüne. Aksine özgür olduğuna istediği her şeyi yapabileceğine sevinirdi.
-Gel bakalım dolunay, sensiz kalırsa bu saray, saray olmasının ne manası var? İçinden çıkmazsa bir güzel yüzlü ay. Tra lay lom… dedi Berkan ve tam o anda gökyüzünden, Ay’dan bir ışık koptu, sağ tarafa doğru süzülen. Ve gittikçe büyüyordu kopan parça. Sonunda Berkan’ın yanında yolculuğu son buldu. Yoksa başladı mı demeliydim?
Berkan şaşkınlıktan dili tutulmuş halde sordu;
-Ba-bayan siz kimsiniz?
-Benim adım Gece ve ben Ay’da yaşayan bir prensestim. Yoksa artık bir prensese benzemiyor muyum? O kötü cadı güzelliğimi de mi aldı elimden?
-Hayır pek sanmıyorum. Gece kadar güzelsiniz. Saçlarınızdan karanlık yüzünüzden aydınlık eksik değil. Ve bence hala çok güzelsiniz. Benim de dilim çözülünce boş boş konuşurum, kusura bakmayın, sizi rahatsız etmek istemem.
-Ben… Bir ayna var mı burada? Hemen yüzüme bakmak istiyorum. Hem de hemen! İyi bari güzelliğimi almamış. Beni Ay’dan kovdu. Ben Ay Prensesi; Luna. Ama artık bir prenses gibi yaşamamın sonuna geldim. Dünya’ya gönderilerek lanetlendim. Şimdi ne yapacağım?
-Gecenin bir yarısı açıldı gönlümün kapısı, üzülme prenses, burada seni sever herkes. İstersen bir kılıçla öldürürüm cadıyı , yeter ki ağlama, yakamoza sürelim kayığı. Bu cümleler nerden geldi? Sanki biri bedenimi ele geçirmiş gibi söyledim bu cümleleri.
-Ama bu cümleler… sanki… olabilir mi? Dur bir bakıyım sana. Sen… sen benim evleneceğim prenstin. Bundan 18 yıl önce kötü cadı yaptı yapacağını, prensimi gönderdi, Ay’dan düştü bedeni, bu dünyada şekil aldı, eski yüzü baki kaldı. Sen benim prensimsin.
-O kadar garip şeyler oluyor ki inanın ben de kim olduğumu bilemiyorum.
-İşte şimdi kim olduğunu hatırlayacaksın! dedi ve prensi öptü. Gerçek aşkın öpücüğü tüm lanetleri bozar. Şimdi hatırladın mı sevgilim?
-Luna! Luna sensin. Ne kadar çok özledim! Bir bilsen ne kadar çok korktum bir daha seni göremeyeceğim diye. Aşkım! Hayatımın aşkı! Hayatımın anlamı! İşte buldum seni! Şimdi göstereceğim o cadıya gününü.
-Sen yanımdasın ya yeter bana. Kader bizi tekrar birleştirdi. Ne kadar mesudum anlasana. Cadıya zarar vermeden de yaşarız burada birlikte. Sadece senin aşkın yeter, gözüm yok intikamda.
-Ne yapalım o zaman? Bırakalım da Ay’da yaşasın mı aydınlıkta, o bizi bıraktı karanlıkta. And içerim onun sonunu getireceğim, oturacağız sadece biz ve ailemiz olarak Ay’da.
-Bırak ne yaparsa yapsın! Düşünme bu illeti. Sadece sevgin yeterli, boşver milleti. Gel kalalım burada, boz yeminini.
-Sevgilim sen de istemez misin ailene kavuşmak?
-Benim ailem sensin tahtım da bahtım da sensin sevdiğim. Sensizliğe nasıl dayanmışım bilemedim. Ama bir gün geçer belki kızgınlığın, yanına bırakmadık, bulduk birbirimizi daha fazla üzülme sakın.
-Seni her şeyden çok severim. Dileğin emirdir benim için. Bu dünyada yaşarız sonsuza kadar. Bu mudur istediğin?
-Seni buldum yok gözümde başka istek, şu cadının sonunu getirsek vebali kalır diye korkarım üstümüze. Aşkımıza hiç ölümle gölge düşürmesek…
-Madem öyle istiyorsun öyle olsun sonsuza dek...
Yorumlar
Kalan Karakter: