Bir dünya burası, daha önce böyle bir yerle karşılaşmamıştım. Şekananon’lu olmak
böyle bir şeymiş. Burada teknoloji çok ileride ama bunların hepsinin içinde favori olan
‘zıplama tuşu’. İnsanlar bu tuşla zorluk altında kaldıkları şeylerden kurtuluyorlar. Yani
herhangi bir zorluk anında bu tuşa basarak zamanı atlatıp o zor durumdan kurtuluyorlar.
Bense bu tuşu hiç kullanmamış bir kadın tanıyorum. Ne acılar çekti ve sonunda ne oldu? Hadi
gelin de size onun hikayesini anlatayım.
Bu kadının adı Sakine. İsmi gibi sakin bir kadındır. Bir tık eski topraktır da diyebiliriz.
Zaten yeni nesil zıplama tuşuna bayılıyor. Onlar başka bir hayat yaşamak istemiyorlar. Ama
Sakine öyle değil. Onu bu kadar tanınmış yapan şey de bu! Bingo! Sakine Yılmaz’dan
bahsediyorum. Hani şu haberlere çıkan. Hiçbir şey soyadındaki gibi onu yıldıramaz, çünkü soy
adı Yılmaz!
Sakine çok uzun zaman boyunca zıplama tuşunu kullanmamıştır. Onun hikayesini özel
yapan da budur! Aldatıldığında çok zorluk çekmiş ama bu acının bitmesini istememiştir,
kendiliğinden bitene kadar tabi ki. Babası ve annesi öldüğünde de kullanmamıştır. Onun için
bunlar bitemeyecek acılardı. Hiçbir zaman bitmeyeceğine inanıyordu. Ama onların da bir
sonu vardı. Kızını kanserden kaybettiğindeyse… işte hiçbir şey onu böyle yaralamamıştı. Kızı!
Bu dünyada en, en, en sevdiği varlığı ve her daim onu mutlu eden, hiçbir zaman tatlılığından
ödün vermemiş bu varlığı kaybettiğinde, dünyada mutlu olmak için hiçbir nedenin
kalmadığına inanmıştı. Kendini öldürmek istedi. Bu hayatta yapayalnızdı. Başını birinin
omzuna dayamak istediğinde karşılaştığı tek şey boşluktu. Dikey boşluk demişti ona, sanki
birisi göğsünün tam ortasından bir kesik atmış, kalbini çıkarıp dikmiş ve onun yerini boş
bırakmıştı. Tüm bunlar yerine iki kolunu ya da iki gözünü kaybetmeyi tercih ederdi.
Gündüzler geceler boyunca ağladı. Tanrı’ya yalvardı. ‘Bana kızımı geri ver Allah’ım ya da al
benim canımı, ben de ona kavuşayım. İntihar edemem. Günahtır, bilirim.’ dedi ve tam
karanlığın ortasında, iki göz gördü. Bu… Bu kızıydı! ‘Anne!’ diye seslenmişti ona.
-Kızım? Kızım! Yavrum! Seni ne kadar özledim! Allah dualarımı duydu demek. seni bana geri
verdi! İyi de bu mümkün değil. Sen halüsünasyon musun?
-Hayır annecim, ben senin kızınım ama bildiğin kızın değil. Onun ikiziyim. Yani yine senin
kızınım ama senin bundan haberin yoktu. Biz tek yumurta ikiziydik. Sen beni şimdiye kadar
hiç görmedin. Çünkü beni senden koparıp başka bir aileye verdiler. Şimdi her şeyi biliyorsun.
Seni bulmak çok zor oldu. Ama bana kızım dediğini duyduğum anda her şeye değdiğini
anladım.
-Benim… Benim bir kızım daha mı var? Hem de aynı görünüşlü! Kızım yavrum! Gel sarılayım
sana! Sen, sen bir mucizesin ve ben de artık senin bana vereceğin güçle yaşarım. Zıplama
tuşunu kullansaydım ne senin değerini anlardım, ne bu kadar olgunlaşırdım ne de bu kadar
mutlu olabilirdim. O zaman söylenecek tek bir şey kaldı; İyi ki! İyi ki seni doğurmuşum. İyi ki
bu zamanda karşıma çıktın, iyi ki beni bulabildin , iyi ki Tanrı bana kaybettiğimi yeniden
buldurdu. Hiçbir zaman şu anki kadar mutlu olmamıştım. Canım kızım!
Yorumlar
Kalan Karakter: