Benim ismim Sevim ve ben eskiden çok sevimli bir kadındım. İnsanlar dış görünüşüme hayran olurlardı. Şimdi yüz felci geçirdim ve mimiklerim yok. Artık çarpık yüzlü bir insanım. Şimdiye kadar evlenmedim. Evlenmek benim en çok istediğim şeydi. Ama artık evlenemem. Benim gibi bir yüzü olan insanla kim evlenir? Hiç kimse! Ben iğrenç bir yaratığım! Bari yüzüm çarpılmadan önce evlenebilseydim. O kadar mutsuzum ki bu durumdan… kim beni ister sevgilisi yapmak? Kafama bir kese kağıdı geçirmediğim sürece hiç kimse!
Peki, o zaman kaderimi kabullenmem dışında başka bir seçenek kalmıyor sanırım. Aaa! Şu adam, ne hoşmuş. Ben burada bunları düşünürken o da orada mıydı? Ne önemi var ki? O çok yakışıklı biri. Ve yakışıklı olan kimse beni istemez. Ayağa kalktı. Gidiyor işte. Zaten başka ne bekleyebilirdim ki? Aniden bana baktı! Hiiiiiii… ben de ona bakıyordum. Acaba ona uzun zamandır baktığımı biliyor muydu? Buraya geliyor! İşte geldi! Konuşacak! Tamam! Sakin ol! Sakin ol! Sakin…
-Merhaba. Buralarda yenisiniz sanırım. Sizi daha önce hiç görmemiştim.
-Eminim görseydiniz hatırlardınız, dedim acı acı gülerek.
-Sizin çok farklı bir insan olduğunuzu düşünüyorum.
-Evet yüz felci geçirmiş bir insan.
-Hayır o açıdan değil. Tabi ki bunu görüyorum ama ben her zaman görünenin ötesine bakmayı severim. Sizin de oralarda çok hoş bir insan olduğunuzu gördüm. Kasiyerle konuşurken üç kere teşekkür ederim, iki kere de iyi günler dediniz. Bunun ne kadar nadir olduğunun farkında bir insanım. Sizce de öyle değil mi?
-Ben… şey… sanırım şu an kızıyorum.
-Evet yüzünüze bir pembelik geldi. Böyle de güzelsiniz.
-Aaaa! Öyle mi? Sanırım yüz felci geçiren insanlara sempatiniz var. Bir doktora görünün derim. Ama benimkine gitmeyin çünkü bana bir çare bulamadı. Ahahahaha!
-Ben doktora gitmesi gerekenin şu ilerdeki hanımefendi olması gerektiğini düşünüyorum. Nasıl da azarladı kasiyeri? Neyse, bir kahve içecek vaktiniz var mı? Sizi daha yakından tanımak isterim.
-Be… Beni mi? Daha mı yakından? Peki şey, o zaman buyurun oturun. Bugünlerde konuşacak pek kimse bulamıyorum. Bana da iyi gelir.
-Halbuki çok hoş sohbet birine benziyorsun.
-Benzemek konusunda şunu söyleyebilirim ki , bulldog köpeklerinden farkım yok.
-Bazen bazı insanlar kendilerini göremezler. Ben onlara bakarkör derim.
-İnanın kendimi görmektense kör olmayı tercih ederim.
-Siz de bakarkörsünüz yani?
-Siz benimle flörtleşiyor musunuz yoksa benim kuruntum mu bu?
-Odanın içi karanlık olabilir ama içinin boş olduğunu göstermez bu. Sadece karanlıktır. Oysa eşyalar olduğu yerdedir. Sizin de ihtişamlı eşyalarınızı karanlıkta göremediğinizi sanıyorum ve kısaca şunu söyleyeceğim; siz güzel bir insansınız.
-Hımmm… tamam sağa kaymış bir yüz, yukarı kalkmış bir kaş, yamuk bir yanak! İşte! Çok güzelim değil mi?
-Hayır! Siz olduğunuz gibi güzelsiniz zaten. Fazlasına ihtiyacınız yok. Sadece iyileşmelisiniz ama kafanızda, bilincinizde gerçekleşmeli bu iyileşme. Yüzünüzde bir sorun yok!
-Aaa… şey…. Ben…
-Bir şey demek zorunda değilsiniz. Nazik bir teşekkür yeterli, tıpkı kasiyere yaptığınız gibi.
-Güzellik göreceli bir kavramdır derler. Ben göreceli bir güzelliğe bile sahip olduğumuz sanmıyorum.
-Sizi ikna etmem ne kadar zamanımı alacak acaba? Hemen ajandamı çıkarıyorum ve bakıyorum ki sabaha kadar başka bir işim yok. Benimle sabaha kadar bunu konuşmak isterseniz dünyanın en mutlu adamı olurum.
-Siz… bir de beni…
-Evet sizi?
-Yani.. şey..
-Utanınca çok kızarıyorsunuz.
-Ben güzel değilim. Neden benimle flörtleşiyorsunuz bilmiyorum ve ben zengin bile değilim. Para ya da güzellik için değilse ne için flörtleşiyorsunuz benle?
-İşte şimdi beni hayal kırıklığına uğrattınız. Bunlar önemsiz ve geçici şeyler. Önemli olan karakterin sağlam olması, çiçek açmasıdır. Siz gördüğüm en güzel çiçeksiniz. Ben de o çiçekten bal almadan hiçbir yere gitmeyecek inatçı bir arıyım. Son söyleyeceğim budur.
Yorumlar
Kalan Karakter: