Benim adım Lale ve ben bu köyün sakinlerinden biriyim. Bununla da gurur duyuyorum. Çünkü bizim köyümüzün adı Işık Köyü’dür ve görevimiz ışığı yaymaktır. Işık yaymaktan kastım ne? Sadece Güneş’in doğması ve etrafın ışık içinde olması mı? Hayır! Bundan çok daha ötesi! İnsanların içindeki ışığı uyandırmak, onları iyilik yapmaları için yaşatmaktır. Yani insanların hayat amaçlarının iyilik yapmak olmasını sağlayanlar bizleriz. Bu köy sıradan bir köy değil. İçinde yaşayan herkes Işığın Bekçisi’dir. Işık Bekçisi olarak bu güzel kasabada yaşamak kadar iyi bir hayatı hiçbir zaman hayal bile edemem.
Bizler ışığı toprağa eker ve o Işık Ağaçları’ndan meyveler toplarız. Her Işık Ağacı senede bir kere bir meyve verir ve tabi ki o meyveyi yiyen bir mucize yaşar. Geçen gün zor nefes alan bir bebeğe Mucize Meyvesi’nden yedirdiler ve anında çocuğun nefes alışları düzeldi. Şimdi çok sağlıklı. Toroman gibi bir şey oldu.
Ama bazı insanlar bana geçen gün karşı çıktı. Çok cılız yanan bir ışığı toprağa ektiğim için, bana salak muamelesi yaptılar. Halbuki ben umutluydum onun yeşerebileceği konusunda. Hiçbir ışık hüzmesini boşuna harcayamam. Boşa harcayanları da sevmem. Bu yüzden onu ektim geçen gün. Şimdi daha beş gün geçmesine rağmen dallandı budaklandı ve beş tane meyve verdi. Duyanlar kulaklarına inanamadı. Çünkü her ışık ağacı senede bir, bir tane meyve verirdi. İnsanlara söyledim; ‘Onunla güzel konuştum fırsat bulduğum her zaman ona güzel şeyler söyledim. Bu yüzden o da beş günde beş meyve verdi.’ dedim.
Bu yapmış olmam yeni bir çağ açtı. Artık tüm ışık hüzmelerinden tam verim almamızı sağlayacak yolu bulmuş olduk. Işık Ağaçları artık senede bir meyve vermiyor. Onları toplamaları için ve ağaçların daha çok meyve vermesini sağlamak için bütün köy çalışıyor.
Çalışıyordu… ta ki karanlık bunu fark edene kadar.
Karanlık, ne kadar başarılı mucizeler yetiştirdiğimizi görünce kıskançlıktan çatladı. Ortadan ikiye ayrıldı. Ve içinden minik bir cüce çıktı.
Bir gün bir cüce bizim köyümüze geldi. Ve ışık ağaçlarından bir tohum almak istedi. Biz ona bunu asla veremeyeceğimizi çünkü ışığı yaymakla görevli olanlar dışında kimsenin bu meyveleri yetiştirmeye hakkı olmadığını söyledik. Sonra cüce aniden ağaca tırmandı ve ondan bir meyve kopardı. Meğer o cüce Karanlığın Bekçisi’ymiş. Bundan haberimiz yoktu.
‘Siz bu kadar mucize yaratırsanız ben de onları yerim! Karanlık mucizeler yaratırım. Ya mucize üretmeyi bırakın ya da ben size ne yapacağımı bilirim.’ dedi. O anda gözgöze geldik. Ben de bir hışımla elindeki meyveyi kaptım. Kimse benden iyi tırmanamaz bu köyde. ‘Şimdi söyle bakalım ne diyordun? Mucize Meyvesi’ni böyle alırım elinden işte! Şimdi seni yok edip sonsuza kadar dünyanın iyilik yapmasını sağlayacağım.
Mucize Meyvesi
Göster hünerlerini
Bu Karanlığın Bekçisi
Olsun evimizin kara keçisi
Ve böylece Karanlığın Bekçisi keçiye döndü. Mucizeler olmaya her zaman devam eder. Yeter ki ışığı yakmayı bilin!
Yorumlar
Kalan Karakter: