Yıllardır gazete ve TV'lerin haber merkezlerinde, "Evet, arkadaşlar bugün gündemimiz ne? Neler yapıyoruz? " diye başlayan sabah toplantıların da "Arayış değil" tercihimiz ne sorusu duyuluyor. Çünkü, gündem o kadar dolu o kadar yoğun ve bi o kadarda, ülkelerin "petrol", insanların "Yaşama savaşı' ile dolu ki, sokağa çıkmadan masa başında,sosyal medya da "habercilik" gazeteciliğin yerini de ilkelerini de yok ediyor.
Bizde, gündem ne diye sorup "Savaş" diyerek klavye başına oturduk. Görünen o ki, savaşın, ne kadar süreceği konusunda Trump, Netanyahu ve İran'ın dini liderlerinin vereceği kararlar belirleyici olacak. Ve, ekran da ellerinde çeşitli boy ve çeşitlerle sopa ile saatlerce askeri dehalara rahmet okutacak kadar savaş uzmanı kesilen, askerlik dahi yapmamış uzmanları (!) ciddiye almadan şunu söyleyebiliriz ki; "Savaşın daha da yayılma riski güçlü bir olasıllık. Özellikle , ülkemizin sıcak çatışmanın içine çekilme hamlelerini de yok saymamak gerekir. Devletin, devlet aklıyla bu girişimlere karşı son derece duyarlı sakin tüm önlemleri alıp,komşu ülkelerle diplomatik görüşmeleri yapması, ülkemiz adına en büyük güvencemiz. Çünkü, savaşın yayılması, kontrolden çıkması, bölgede emperyalist çıkar odaklarının kaos senaryolarını tekrarlama hamlelerinin şaşırtıcı olmayacağını söylemek için, ekranda savaş yorumu yapan Astrolog olmaya gerek yok. Ortadoğu, Körfez hattı kendi coğrafyasından binlerce kilometre uzakta olan güçlerin savaş oyunu oynadığı alan haline gelmesi halinde, ülkemizin dış politikasının da sınır güvenliği gibi çelik kadar güçlü olmalı.
Savaş, bizim gibi tüm ülkelerde de, giderek büyüyen ekonomik sorunların nedeni olarak gösterilen "enflasyon" içinde, artık geçerli kabul edilen bir neden. Yani, ülkeyi yönetenlerin elinde artık, konu ne olursa olsun, özellikle "ekonomi yoksulluk işsizlik" diye ses yükseltenlere karşı, göz altı, tutuklama yanı sıra "Ama savaş kapıda" deme lüksü de var. 24 yıldır iktidarda olan AKP ve ortaklarına, ister muhalefet partisi isterseniz bir vatandaş olarak "Enflasyonla mücadelede hedefinizi tutturamadınız, başarısız oldunuz” dediğiniz anda? "Ey vatandaş,biliyor musun Petrolün varili 120 dolar oldu" demek on yıllardır ülkeyi yönetenlerin en büyük silahı.
Trump'un çılgınlığı, İsrail'in yayılmacı anlayışı, son çeyrek yüzyıldır; “küresel ısınma” diyen, bunu iklim değişikliğine bağlayanlar, artık, farklı küresel ısınmaya tanıklık ediyor. ABD’nin saldırgan tutumu, İsrail’in insanlık dışı hamleleri ve İran üzerinden ateş havzasına dönüşen Orta-Doğu. Yeni bir küresel ısınma olarak tarihte yerini alıyor.
Mesleği uzmanlık alanı ne olursa olsun, tüm insanlığın merak ettiği, "bunun sonu nereye varır?" sorusunun cevabını bu kaosun mimarlarının bile bilmediği gerçeğini de kabul etmek gerek. Çünkü, yalın gerçek şudur; "Savaşı başlatabilirsiniz ancak onu durdurmak, başlatanın elinde değildir, hiçte olmamıştır" çoğu kez ve bunun örnekleri tarih sayfalarında yer alır.
Ülkemiz özelinde baktığımız zamanda; Bölge ateş çemberi, savaşın küresel dalgaları ülkemizdeki ekonomik krizin derinleşmesine neden oluyor mu? Evet. Ama, şunu da söylemek gerek, bu kriz ve sürekli derinleşen ekonomik sorunlar bizi bugün bulmadı ki. Yani, savaş petrol diyerek, emeklinin, emekçinin gelirinde ki yıllardır var olan, her yıl ağırlaşan erimenin nedenini savaş diye geçiştiren iktidarın inandırıcılığını sorgulamak her vatandaşın, her muhalefet partisinin hakkı ve görevidir. Avrupa Birliği tarafından aday ülkelere, üyelik için gerekli yasal ve idari reformların gerçekleştirilmesi amacıyla sağlanan mali yardımlar Aracı (Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı/Instrument for Pre-Accession Assistance) İPA’nın geçen hafta yayımlanan raporuna göre, İstanbul nüfusunun yüzde 50.5’i kredi kartı borcunun tamamını ödeyemiyor. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’ne göre de Ocak 2026 itibarıyla bireysel kredi kullanan kişi sayısı önceki aya kıyasla 206 bin. Bu rakamlarin savaş öncesi veriler olduğu dikkate alınırsa, ekonomide ki kötü gidişin nedeni 15 gündür var olan savaş değil.
İnsanlığın yaşadığı savaş, ekonomik sıkıntılar ve gelecek kaygısıyla dolu olsa da, Ramazan ayını tüm toplumsal ve bireysel sorunlara karşın sağlıkla bitirip Bayram hazırlıklarımızı ekonomik koşulları da zorlayarak tamamlarken, "Nerede o eski bayramlar" sözünü hatırlamayan var mı? Bu öylesine bir söz değil; Birlik, beraberlik, samimi ziyaretler, çocukluk heyecanı ve geleneklerin ön planda olduğu, modern hayatın hızıyla yitirilen sıcaklığı özlemle anma o günleri arama serzenişi. Maddi değil manevi değerlerin, el öpme geleneklerinin, komşuluk ilişkilerinin ve paylaşılan bayram sofralarının özlemi bu sözün temelini oluşturur. En önemliside, bayramlar "ziyaret" demekti. Aile büyükleri, akrabalar, komşular ziyaret edilir; küsler barışır, kırgınlıklar unutulurdu. Kapılar çalınır, el öpülür, şekerler ikram edilir, küçükler harçlıklarını almanın mutluluğunu yaşardı. O güzel bayramların özlemi ile tüm okurların bayramını içtenlikle kutluyorum.
( Tuna BÜYÜKŞAHİN )
Yorumlar
Kalan Karakter: