Gün geçmiyor ki, bir kadın katledilmesin, gün geçmiyor ki, henüz çocuk yaşta bir kız çocuğu, okulundan eve, evinden okuluna gitmek için kaybolup, saatler sonra cansız bedeni bulunmasın. Hani insan olduğumuzu unutup "yine mi?" diye ah vah edip hiç bir şey olmamış gibi günlük yaşantımızı sürdürmemiz bekleniyor sanki. Oysa, ölen öldürülen bir kadın, bir anne, bir anne adayı, geleceğimiz... Katiller ise eş, sevgili, arkadaş ya da "Nasılsa kadın" mantığı ile kadınların yasalarca yeterince korunmadığına inanılan, "aldattı, yalan söyledi, namusumu kirletti" savunmasıyla mevcut ceza yasalarının "indirim" diye tanımlanmasının verdiği cüret/ cesaret. Neyin indirimi? Kim hangi hakla bir canı alan caniye biraz yat çık diyor" diye sorulsa da cevabı verilmeyen gizli degil açık cesaret.
Daha çok taze bir haber okuduk geçenlerde. Kapalı cezaevinde hükümlü bir tutuklu açık ceza evine sevkedilirken, "git bir kaç gün izin yap sonra gel...!" diye uğurlanıyor. Sonuç mu? Bu hükümlü 24 saat içinde eski eşinin evini basıp öldürüyor ve kaçıyor. Şimdi, bu ve benzeri haberleri okuyan dinleyen potansiyel suçlular, kadınlara yönelik şiddetin cezasız kalmayacağını düşünenlerin işlediği kadın cinayetlerine adi bir vaka olarak bakmak mümkün mü? Bunun bir sistemden kaynaklandığını söylemek suç mu!
Kadın Cinayetlerine karşı yaptığı çalışmaları dikkatle izleyip desteklediğim Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun kadın katliamlarına karşı yaptığı; "... polisiye edebiyattan öğrendiğimiz, 'bu ölüm kimin çıkarına' sorusunun cevabı, kadın cinayetlerinde düzen’dir. Değişime doğru yürüyen –boşanan, sevdiğine kaçan, dar pantolon giyen, okumak isteyen, dayağa baş kaldıran- kadına- hak ettiği ceza verilir, diğerlerine “başkaldırının cezası ölümdür” mesajı iletilir, hayatta kalanların boyun eğmesi güvence altına alınır. Bu yüzden, üzerine basa basa, kadın cinayetleri politiktir diyoruz. Çünkü egemenliğin olduğu her yerde ezen ve ezilen, tarafların olduğu her yerde de ezenden ya da ezilenden yana politika vardır. Çünkü kadın ile erkeğin arasında var olan egemenlik ilişkisine dair söylenen her söz, alınan her tavır politika ile doğrudan bağlantılıdır; cinsiyetler arasındaki mevcut ilişkinin reddi, doğrudan politik bir duruştur..." görüşüne katılmamak mümkün mü?
Ülkemiz giderek yaygınlaşan, insan hakları ihlali ve küresel bir sorun olan şiddet, toplumlar için yıkıcı yok edici etkisi bulunan bir olgudur. Bu en önemli sosyal problemlerden biri olan şiddet olgusunun mağdurları arasında ise ne yazık ki ülkemiz de kadınlar yer almaktadır. Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’nin verileri de kadına yönelik şiddetin küresel olduğunu vurguluyor ve küresel ölçekte her üç kadından birinin genellikle yakın partnerleri tarafından fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldığını gösteriyor. BM Komitesinin verilerini doğrulayan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'da soruna ilişkin raporlarında şu görüşlere yer veriyor;
"Kadına yönelik şiddet yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı, fiziksel ve duygusal bütünlük hakkı gibi temel insan haklarının ihlal edilmesine yol açan bir insan hakları meselesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadınların yaşam hakkını elinden alan kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddetin ulaştığı en uç noktanın yansımasıdır. Her kadın cinayeti kadınların kötü muameleye uğramama hakkına ve yaşam hakkına bir saldırı niteliği taşımaktadır."
Bugün kadın cinayetleri politiktir diyen, kadının -insanın - yaşam hakkına saygı duyulmasını ve "dur" denilmesini isteyen, her TC Cumhuriyeti vatandaşının aynı zamanda Cumhuriyeti yaşatmak isteyen ve Cumhuriyet değerlerinin yükünü taşıyanlar olması da dikkat çekici. Unutmamak gerek kadın annedir kadın gelecektir. O nedenle, bir Cumhuriyet kadını olarak, Cumhuriyet bana kim olduğumu hatırlatır, demokrasi de, bana kim olmam gerektiğini gösterir. O nedenle; özgür düşünme, özgürce karar verme, insanların yaşamına doğruyla dokunmamızı sağlayan demokrasinin var olması için, her sabah güneş bu ülke de düşünmeye cesaret edenlerin üstüne doğması gerektiğine inananların kadınlardan korkmaması, yanyana omuz omuza olması gerekiyor. Çünkü, dünya da ve ülkemizde düşünen ve üreten kadınlar oldukça, bu ülke hiçbir sabah eksilmeyecek kadar güçlü, her sabah yeniden doğacak kadar genç kalacaktır. O nedenle kadın cinayetlerine karşı sessizce ağlamak değil "Yeter artık" diye hep beraber çığlık atmakta geç kalmamak gerekir.
( Tuna BÜYÜKŞAHİN)
Yorumlar
Kalan Karakter: